13 Ocak 2015 Salı

Marakeş'in Masalcısı/Kitap Yorumu


Marakeş'in Masalcısı... Nereden başlasam anlatmaya bilemedim lakin okuduğum en enteresan kitaplardan biriydi kendisi :D

Efenim Marakeş yanılmıyorsam Fas'ın ili orada yaşayan Hasan o yerin masalcısı. Masalcılık diye bir meslek varmış orada okuyunca çok şaşırmıştım. Bir meydan var Marakeş'te ünlü bir yer kimisi o ile ait çalgılarla dinleyicilere müzik ziyafeti veriyor kimisi gösteri yapıyor Hasan da masal anlatıyor.

NOT: Kitabı okuyalı biraz oldu kütüphaneye bağış yaptığım için de o ünlü yerin adına bakamıyorum netten bakmaya da erindim :D

Şimdi Hasan'ın iki kardeşi var biri Mustafa diğeri ise Ahmet. Mustafa kadına kıza düşkün aklı uçkurunda biri Ahmet mala mülke yani dünyalığa değer veren bir tip. Hasan ise örnek evlat. 

Hımm şimdi işin enteresan kısmı Hasan'ın iki yabancıyı tanıtmasıyla başlıyor. Öyle ki kimisi bu iki yabancı için melek kılığına girmiş şeytan derken kimisi de insan suretine bürünmüş melek diyor. Bir üst paragrafta belirtmiştim Hasan'ın kardeşi olan Mustafa'nın kadın düşkünlüğünü bu iki yabancının biri kadın diğeri erkek zaten sevgili ikisi. Mustafa kadını görür görmez aşık oluyor ki en sonunda onun için hapse giriyor. Hah Hasan'ın derdi Mustafa'nın hapse girdiği gün neler olup bittiğini o iki yabancıyla karşılaşan kişilerden kendileriyle ilgili anılarını dinliyor böylece o gece tam olarak ne olduğunu öğrenecek ve kardeşini hapisten kurtaracak.

O gece dediğimde meydanda bir karmaşa oluyor ve o iki yabancı nasıl oluyorsa sırra kadem basıyor.

Bana saçma gelen yerlerine gelirsek;

Bir kere herkes o iki yabancıyla nasıl karşılaştığını efendime söyleyeyim neler yaşadığını anlatıyor anlatmasına da herkesin aynı kişilerden bahsettiği muallakta çünkü Marakeş turist cenneti bir yer. Yani benim anlattığım kişilerle başkasının anlattığı kişiler aynı olmayabilir.

Hatta kitabın bir bölümünde dinleyiciler arasında dilenci Azize kızının bilmeden kırdığı pot sayesinde o iki yabancıyla yaşadıklarını anlatmak zorunda kalıyor (Gerçi niye zorunda kalıyor pek anlamadım yaşadıkları da sıradan bir olaydı halbuki) Neyse sözü bitince bir adam ''Ne malum aynı kişilerden bahsettiğimiz bir dilencinin sözüne itibar edilmez.'' gibi bir şey söylüyordu halbuki o adam daha beş dakika öncesine kadar kadının fiziki özellikleri hakkında birisiyle kavga ediyordu.

Sıkıldığım yerler ise;

Yazarın olaya bir türlü girememesi oldu. Sonrasında ise her söz alan dinleyiciyi mutlaka ayrıntılı bir şekilde tanıttı sonracığıma bir söz ne bileyim birinin farkında olmadan hatırlattığı anılarını olay şöyle oldu diye başlayıp bir on sayfa anlatması çok sıkıcıydı. 

Sevdiğim şeyler de oldu;

Yazarın tasvirleri: O meydanı anlatırken yada anısı anlatırken olayın geçtiği yerleri öyle güzel tasvir etmişti ki böyle olması insanı oraya götürüyor sanki olayı yaşayanların yanındaymışsın gibi hissettiriyordu :) Bir de merakını körükleyip duruyordu ki buda kitabı yarım bırakmamı engelledi :)

Böyle işte finalin Kore dizilerindeki gibi bitmesi biraz canımı sıksa da romanın genelini beğendim. O iki yabancı kimdi ve sonları ne oldu derseniz cevap kitapta. 

Neyse efendim söyleyeceklerim bitti umarım sıkmamışımdır hoş çakalın :D
Tasarım:Sawako Kuronuma